Ana içeriğe atla
4


KÖTÜ ÖRNEKLER
Bir iki örnek inceleyelim:

Aşağıdaki resmin yer aldığı kitabın nasıl bir ders kitabı ol­duğunu hâla merak etmediyseniz, Uygur sarayının üst katını gösteren aşağıdaki resmi in­celeyiniz.
 
Aşağıda Millî Eğitim Bakanlığınca kabul edilmiş çıraklık merkezleri eğitimi Türkçe ders programında verilen bir örnek. Sadece bir bölüm alınmıştır.
Örnek çok ama bir kaçını alalım: [1]
1. Millî Eğitim Bakanının bu programı imza ettiğine göre 16 yaşına gelen bir genç kızı nasıl tanımlaya­cağımızı da göstermiş:
On altısına basmış, boy atmış, bakışları dişileşmiş esmer kı­zına, fırçalanmamaktan paslı bakır rengine çalan koca koca, yüksük kalın­lığında bir sıra dişlerini gösterip sırıta­rak:
2. Komşunun 16 yaşındaki genç kızına ne demeli:
Hacıağanın kızı çevresinde ün salmıştı. Komşular "Kabak çi­çeği gibi açıldı. Ne malmış meğer!" diyorlardı.
3. 16 yaşındaki genç kız annesine ve babasına nasıl dav­ranmalı:
İkinci sene plajlara da dadandı; yüzüyor, kumda yatıp güneşleniyor, dans ediyor, kürek çekiyordu. İşsiz güçsüz deli­kanlıların etrafında dönüp dolaştıkları Nebile bir şımarmış, bir arsızlaşmıştı ki... Annesini durma­dan, nefes aldırmadan azarlıyor, babasını adam yerine koymuyor, ağzını açarken susturuyordu. Hele birlikte sokağa çıktıklar mı çevresin­de­kileri onlardan olmadığına inandırmak için hep ya ileride, ya geride yürüyor, eve dönünce de "Beni yerin dibine ge­çirdiniz! Rezil ettiniz!" diye kıyametler koparıyordu.
4. Ana, kızına nasıl hitap etmeli:
-Hele şu kancığa bak! Ayağına mıh batasıca! Öz baba­sına garaz bağlamış. Ben nideyim? Yeldim yeldim yol ver­dim, emeklerimi sele verdim. Dünyadır bu. Başımıza geldi işte bir kelli. Malımı it yediği yetmiyormuş gibi şimdi de bağ­rımı bit yiyor!
5.. Baba, oğlunun aşık olduğu kız için ne düşünmeli:
Sonra ben senin dışarıda ne aradığını, evden niçin kaçtığını da biliyorum. (Baba, -varsa- oğlunun sevdiği kız için söylüyor) Belki de küçük bir orospu.
Bu muaşeret kaideleri; Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlı­ğına bağlı, Atatürk tarafından eğitim işlerinin ilme ve fenne uygun olarak yürütülmesi amacıyla kurulmuş olan Talim ve Terbiye Kurulu’nun müm­taz başkanı, üyeleri ve uzmanları tarafından konulmuştur. Esasen Kurul da tam Atatürk’ün is­teği(!)  yönünde ilme ve fenne uygun olan kurallar koy­muştur.
Bakanlıkça ders kitabı kabul edilen bir lise Tarih kitabından aynen alınmıştır.
Acaba bu kitabı okusanız, tarihi ne kadar ciddîye alırdı­nız? Öğrenciler, acaba tarihimizi ne kadar ciddîye alıyorlar? İn­safı­nıza ve vicdanınıza bırakıyorum.








Aşağıdaki resmin yer aldığı kitabın nasıl bir ders kitabı ol­duğunu hâla merak etmediyseniz, Uygur sarayının üst katını gösteren aşağıdaki resmi in­celeyiniz.
 











.


Eğer hiç süvari görme­diyseniz, işte size bir Göktürk süvarisi. Yani bü­yük savaşlar bu süvarilerle kazanılmış.
Resim biraz da inandı­rıcı olmalıdır.
Atın gövdesine ve sü­va­rinin ata binişine de dik­kat ediniz. (At değil sanki ka­dana.)







 



Bu Türk çadırını iyi tanıyın. İçindeki insanlar da Türk. Bu kitap, tekrar ediyorum, lise öğ­rencileri için ders kitabı olarak kabul edilmiş. Acaba na­sıl?

Bir de metin inceleyelim.
 








Yazı okunuyor.
1. Yalnız eski İranlılar değil, Türkler de kendilerine Turan ve Turanî demişlerdir.
2. Türklerin tarihi, Firdevsi’nin Şehnamesi ve Taberî Ta­rihi ile ince­lenirse yeterli olur mu? Örneğin Bir İranlı tarihçi olan Cevat Hey’et, Türklerin Tarih ve Kültürüne Bir Bakış adlı eserinde yukarıdaki eserleri kaynak göstermemiştir. Bu eserde şöyle de­niyor:
“Efrasyab, eski Türk Hakanı ve kahramanıdır. Bu kah­ramanın Türkçe adı Alper Tunga’dır. Alper Tunga MÖ 7. yüzyılda Saka Türklerinin (Turan) büyük hakanı oldu. O, İran-Turan savaşlarına iştirak ederek İranlıları defa­larca mağlup etti….”
3. “Burada sözü edilen kavimlerin Sakalar olduğu sanıl­maktadır.” değil, onlardır.
4. “Daha önce adını verdiğimiz Afrasyab, İran”ın doğu­sunda, bir Türk hükümdarıdır.” Cümlesi mânâ yönünden de kuruluş yönünden de ne kadar yanlıştır!
5. “Adı da muhtemelen Türkçe Alper Tunga’dır.” Tarih yaşanmış olayları anlatır. İhtimal hesaplarıyla tarih yazılmaz. Bir ders kitabında hiç olmaz. Başka tarihçiler ya da yazarlar başka türlü mü sanıyor, başka türlü ihtimaller de mi var? 
Bilginin doğrusu alıntı yaptığımız gibidir.
6. Cümleler bir paragraf oluşturacak şekilde düzenlen­memiştir. Ne güzel bir anlatım! İmlâ hatalarını saymayalım.
Ne kadar sevimli ve bilimsel tarih değil mi? Kabul edenleri kutlamak (!)  gerekir.

İlköğretim okulları için kabul edilmiş Güzel Konuşma Yazma kitabından aynen alınmıştır.
Hezârfen Ahmet Çelebi, biri büyük altısı küçük motorlu bir roket yapmış. Motorlar, yakıtla çalışıyormuş. Sonra motor­lardan birinin yakıtı bitince öteki otomatik olarak devreye giri­yormuş.
Hezârfen Ahmet Çelebi, binmiş roketin üstüne, ateşlemiş motoru. (Elbette otomasyon motorun ateşleme sistemi de oto­masyondur ve elektrik olması gerekir. Burası karanlık kalmış.)
Yukarıdaki örnekler 2003 yılından sonra kabul edilmiş program ve ders kitaplarından alınan örneklerdir.. Bir de 2016-17 öğretim yılına ilişkin örneklere bakalım. (İnceleyen Mahiye Morgül. Aşağıdaki açıklama ve örnekler birden fazla televizyon programında da konuşulmuştur.







MENFİ EĞİTİMİN GAZETELERE YANSIMASI

Bu satırların yazıldığı günlerde menfi eğitimin sonuçlarını yansıtan bir gazete haberine de yer vermeyi uygun buldum.

Millî Gazete”nin  10.05.2017 tarihli nüshasında aşağıdaki bilgi ve istatistik yayımlanmıştır.

BİR NESLİN BATIŞI

15 yaşında Çanakkale’de vatan savunması yapan gençliğimiz şimdi 11 yaşında suç batağında çırpınıyor...

Ali Çağlar TINBEK”in haberi
Ahlâk ve maneviyattan uzaklaşan, önüne bir ideal konamayan gençlik, gün geçtikçe elden kayıyor. Uyuşturucu ve suçun kapanına düşen gençliğin acı tablosunu resmi veriler de doğruluyor. Son yıllarda küçük yaşta hâkim karşısına çıkan çocukların sayısı endişe verici boyutlara ulaştı. İstatistiklere göre, suça karışmış çocukların yarıya yakını 11 yaş altı ve 12-14 yaş arasındaki çocuklardan oluşuyor.

ÇOCUKLAR SUÇ MAKİNESİNE DÖNÜŞÜYOR!

Son üç yılın verileri TÜİK tarafından henüz yayınlanmazken 2010 ile 2014 yılları arasının istatistikleri, durumun ciddiyetini gözler önüne serdi. Verilere göre, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı 2014 yılında, 2013 yılına göre yüzde 6,2 oranında artarak 290 bin 414 oldu. Çocukların yüzde 57,5’inin 15-17 yaş grubunda, yüzde 24,5’inin 12-14 yaş grubunda, % 17,9’unun ise 11 yaş ve altı çocuklar olduğu görüldü.
Türkiye’de yayınlanan istatistiklere göre uyuşturucu madde kullanımı ve çocuk yaştaki suç oranı her geçen gün artarak endişe verici boyutlara ulaştı. Lise öğrencilerinden gelen kötü haberler, aileleri bir hayli korkuttu. Birçok genç ya uyuşturucu batağına saplandı ya da işledikleri çeşitli suçlardan dolayı hapse girdi. Uzmanlar ise uyardı, yaşanan toplumsal sorunların nedeninin aileden kaynaklandığı söylendi. 

LİSE ÖĞRENCİLERİ KORKUTUYOR, AİLELER TEDİRGİN

Geçtiğimiz günlerde Bursa’nın merkez Osmangazi ilçesinde bulunan Hürriyet Anadolu Lisesi’nde bir öğrenci, aynı sınıftaki kız arkadaşını silahla öldürüp intihar girişiminde bulundu. Öğretmenlerin haber vermesi üzerine olay yerine gelen 112 Acil Servis ekipleri, A.’ın hayatını kaybettiğini belirledi. Ağır yaralanan H.C ise Çekirge Devlet Hastanesine kaldırıldı. Diğer yandan, İstanbul Küçükçekmece’de göl kenarında dolaşırken 17 yaşındaki M. P.’in yanına yaklaşan 3 genç, önce sigara istedi. M.P.’in sigara içmediğini söylemesi üzerine şüpheliler önce M.P.’i tartaklamıştı. Kısa sürede kavgaya dönüşen olay sırasında kalbine aldığı bıçak darbesiyle yaşamını yitirmişti. Polis kısa sürede olaya karışan kişileri tespit etti. Geçtiğimiz aylarda Rize’de 16 yaşındaki lise öğrencisi B.K., sınıfta bir anda cebinden çıkardığı bıçakla ön sırada oturan arkadaşı Emir Taş’ı boynundan bıçakladı, ardından kendi boynunu kesti. Yaralı iki öğrenci, öğretmen ve arkadaşlarının yardımıyla hastaneye kaldırılırken, durumu ağır olan Emir Taş hayatını kaybetmişti. Öte yandan uyuşturucu satıcılarıyla kavga eden 24 yaşındaki kız çocuğu M., satıcılar tarafından vurularak öldürülmüştü.

SUÇA KARIŞAN ÇOCUKLARIN İSTATİSTİK VERİLERİ

Güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı 2014 yılında, 2013 yılına göre yüzde 6,2 oranında artarak 290 bin 414 oldu. Çocukların yüzde 57,5’inin 15-17 yaş grubunda, yüzde 24,5’inin 12-14 yaş grubunda, yüzde 17,9’unun ise 11 yaş ve altı çocuklar olduğu görüldü. Güvenlik birimine gelen veya getirilen çocukların 2014 yılında yüzde 68,3’ü erkek, yüzde 31,7’si ise kız çocuğu oldu. 
Öte yandan sosyal kuruma teslim edilen çocuk oranı ise yüzde 3,1 oldu. Ancak geliş nedeni suça sürüklenme olarak değerlendirildiğinde; çocukların yüzde 80,8’i adli birimlere sevk edilirken yüzde 15,3’ü ailesine teslim edildi. Mağdur olarak gelen çocukların yüzde 87’si ailesine, yüzde 3,7’si sağlık kuruluşuna teslim edilirken yüzde 3,3’ü adli birimlere sevk edildi. Suça sürüklenme nedeni ile güvenlik birimlerine getirilen 117.486 çocuktan 45.211’ine yaralama suçu isnat edildi. Bu suçu 30.498 çocuk ile hırsızlık, 8.855 çocuk ile de uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak suçu izledi. Ayrıca 4.391 çocuk tehdit, 4.212 çocuk ise mala zarar verme suçu ile isnat edilerek güvenlik birimlerine getirildi.

En çok yaralama suçu işlendi

Güvenlik birimlerine getirilen 117 bin 486 çocuğa;
* 45 bin 211 yaralama
* 30 bin 498 hırsızlık
* 8 bin 855 uyuşturucu 
* 4 bin 391 tehdit
* 4 bin 212 mala zarar verme suçları isnat edildi.

KAN DONDURAN HADİSELER!

* Bursa’nın Osmangazi ilçesindeki bir lisenin öğrencisi, aynı sınıftaki kız arkadaşını silahla öldürüp intihar girişiminde bulundu.  
* İstanbul Küçükçekmece’de göl kenarında dolaşırken 3 gencin kendisinden sigara istediği 17 yaşındaki M.P., olumsuz yanıt vermesi üzerine kalbinden bıçaklanarak öldürüldü. 
* Geçtiğimiz aylarda da Rize’de 16 yaşındaki bir lise öğrencisi, sınıfta bir anda cebinden çıkardığı bıçakla ön sırada oturan arkadaşını boynundan bıçaklarken, ardından kendi boynunu kesmişti. Olay sonrasında saldırıya uğrayan öğrenci hayatını kaybetmişti.”
Bu konu ile ilgili sonuç
Yapılması gereken iş, ana sınıfı hariç okul hayatının en az ilk üç yılında öğrencilere ağırlıklı olarak resim, müzik, beden eğitimi, el maharetlerine ilişkin derslere sürenin yarısından fazlasını ayırmaktır.[2]
Bu olumsuzluklar bütünüyle çocukların psikolojini bozduğu gibi, ahlâkî değerlerini, inançlarını, sosyal münasebetlerini de bozmaktadır. Adeta geleceğin suç makineleri yetiştirilmektedir.
Bu gibi olumsuzlukların giderilmesi güçlü sosyal felsefeye dayalı aile ve okul eğitiminin gerçekleşmesiyle mümkün olabilir.
Eğitimden kasıt da esasen budur. Okulda yapılan kısmî eğitim ve ağırlıklı olarak öğretim, aile ortamında kazanılan değer duygu ve yargılarını, dil gibi becerilerini geliştiremedikçe çok da etkili olamaz.
Geleneksel eğitimin yanlışları da vardır. Çocuklara fazla konuşma, soru sorma fırsatı verilmez. Sadece büyüklerin sorularına cevap vermesi istenir. Bu nedenle çocuklar, büyükler karşısında konuşmakta zorlanır.
Not: Bu satırları yazdıktan bir süre sonra bugün (2 Mayıs 2017) itibarıyla açıklanan bir raporda ülkemizde çocukların %15”nin psikolojisinin bozuk olduğu televizyonlarda açıklandı.


[1] Siyah yazılar programdan aynen alınmıştır.
[2] Bu konular üzerinde kitabın son bölümünde örneklerle ayrıntılı açıklamalar yapılacaktır. 











.


Eğer hiç süvari görme­diyseniz, işte size bir Göktürk süvarisi. Yani bü­yük savaşlar bu süvarilerle kazanılmış.
Resim biraz da inandı­rıcı olmalıdır.
Atın gövdesine ve sü­va­rinin ata binişine de dik­kat ediniz. (At değil sanki ka­dana.)







 




Bu Türk çadırını iyi tanıyın. İçindeki insanlar da Türk. Bu kitap, tekrar ediyorum, lise öğ­rencileri için ders kitabı olarak kabul edilmiş. Acaba na­sıl?

Bir de metin inceleyelim.
 









Yazı okunuyor.
1. Yalnız eski İranlılar değil, Türkler de kendilerine Turan ve Turanî demişlerdir.
2. Türklerin tarihi, Firdevsi’nin Şehnamesi ve Taberî Ta­rihi ile ince­lenirse yeterli olur mu? Örneğin Bir İranlı tarihçi olan Cevat Hey’et, Türklerin Tarih ve Kültürüne Bir Bakış adlı eserinde yukarıdaki eserleri kaynak göstermemiştir. Bu eserde şöyle de­niyor:
“Efrasyab, eski Türk Hakanı ve kahramanıdır. Bu kah­ramanın Türkçe adı Alper Tunga’dır. Alper Tunga MÖ 7. yüzyılda Saka Türklerinin (Turan) büyük hakanı oldu. O, İran-Turan savaşlarına iştirak ederek İranlıları defa­larca mağlup etti….”
3. “Burada sözü edilen kavimlerin Sakalar olduğu sanıl­maktadır.” değil, onlardır.
4. “Daha önce adını verdiğimiz Afrasyab, İran”ın doğu­sunda, bir Türk hükümdarıdır.” Cümlesi mânâ yönünden de kuruluş yönünden de ne kadar yanlıştır!
5. “Adı da muhtemelen Türkçe Alper Tunga’dır.” Tarih yaşanmış olayları anlatır. İhtimal hesaplarıyla tarih yazılmaz. Bir ders kitabında hiç olmaz. Başka tarihçiler ya da yazarlar başka türlü mü sanıyor, başka türlü ihtimaller de mi var? 
Bilginin doğrusu alıntı yaptığımız gibidir.
6. Cümleler bir paragraf oluşturacak şekilde düzenlen­memiştir. Ne güzel bir anlatım! İmlâ hatalarını saymayalım.
Ne kadar sevimli ve bilimsel tarih değil mi? Kabul edenleri kutlamak (!)  gerekir.

İlköğretim okulları için kabul edilmiş Güzel Konuşma Yazma kitabından aynen alınmıştır.
Hezârfen Ahmet Çelebi, biri büyük altısı küçük motorlu bir roket yapmış. Motorlar, yakıtla çalışıyormuş. Sonra motor­lardan birinin yakıtı bitince öteki otomatik olarak devreye giri­yormuş.
Hezârfen Ahmet Çelebi, binmiş roketin üstüne, ateşlemiş motoru. (Elbette otomasyon motorun ateşleme sistemi de oto­masyondur ve elektrik olması gerekir. Burası karanlık kalmış.)
Yukarıdaki örnekler 2003 yılından sonra kabul edilmiş program ve ders kitaplarından alınan örneklerdir.. Bir de 2016-17 öğretim yılına ilişkin örneklere bakalım. (İnceleyen Mahiye Morgül. Aşağıdaki açıklama ve örnekler birden fazla televizyon programında da konuşulmuştur.







MENFİ EĞİTİMİN GAZETELERE YANSIMASI

Bu satırların yazıldığı günlerde menfi eğitimin sonuçlarını yansıtan bir gazete haberine de yer vermeyi uygun buldum.

Millî Gazete”nin  10.05.2017 tarihli nüshasında aşağıdaki bilgi ve istatistik yayımlanmıştır.

BİR NESLİN BATIŞI

15 yaşında Çanakkale’de vatan savunması yapan gençliğimiz şimdi 11 yaşında suç batağında çırpınıyor...

Ali Çağlar TINBEK”in haberi
Ahlâk ve maneviyattan uzaklaşan, önüne bir ideal konamayan gençlik, gün geçtikçe elden kayıyor. Uyuşturucu ve suçun kapanına düşen gençliğin acı tablosunu resmi veriler de doğruluyor. Son yıllarda küçük yaşta hâkim karşısına çıkan çocukların sayısı endişe verici boyutlara ulaştı. İstatistiklere göre, suça karışmış çocukların yarıya yakını 11 yaş altı ve 12-14 yaş arasındaki çocuklardan oluşuyor.

ÇOCUKLAR SUÇ MAKİNESİNE DÖNÜŞÜYOR!

Son üç yılın verileri TÜİK tarafından henüz yayınlanmazken 2010 ile 2014 yılları arasının istatistikleri, durumun ciddiyetini gözler önüne serdi. Verilere göre, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı 2014 yılında, 2013 yılına göre yüzde 6,2 oranında artarak 290 bin 414 oldu. Çocukların yüzde 57,5’inin 15-17 yaş grubunda, yüzde 24,5’inin 12-14 yaş grubunda, % 17,9’unun ise 11 yaş ve altı çocuklar olduğu görüldü.
Türkiye’de yayınlanan istatistiklere göre uyuşturucu madde kullanımı ve çocuk yaştaki suç oranı her geçen gün artarak endişe verici boyutlara ulaştı. Lise öğrencilerinden gelen kötü haberler, aileleri bir hayli korkuttu. Birçok genç ya uyuşturucu batağına saplandı ya da işledikleri çeşitli suçlardan dolayı hapse girdi. Uzmanlar ise uyardı, yaşanan toplumsal sorunların nedeninin aileden kaynaklandığı söylendi. 

LİSE ÖĞRENCİLERİ KORKUTUYOR, AİLELER TEDİRGİN

Geçtiğimiz günlerde Bursa’nın merkez Osmangazi ilçesinde bulunan Hürriyet Anadolu Lisesi’nde bir öğrenci, aynı sınıftaki kız arkadaşını silahla öldürüp intihar girişiminde bulundu. Öğretmenlerin haber vermesi üzerine olay yerine gelen 112 Acil Servis ekipleri, A.’ın hayatını kaybettiğini belirledi. Ağır yaralanan H.C ise Çekirge Devlet Hastanesine kaldırıldı. Diğer yandan, İstanbul Küçükçekmece’de göl kenarında dolaşırken 17 yaşındaki M. P.’in yanına yaklaşan 3 genç, önce sigara istedi. M.P.’in sigara içmediğini söylemesi üzerine şüpheliler önce M.P.’i tartaklamıştı. Kısa sürede kavgaya dönüşen olay sırasında kalbine aldığı bıçak darbesiyle yaşamını yitirmişti. Polis kısa sürede olaya karışan kişileri tespit etti. Geçtiğimiz aylarda Rize’de 16 yaşındaki lise öğrencisi B.K., sınıfta bir anda cebinden çıkardığı bıçakla ön sırada oturan arkadaşı Emir Taş’ı boynundan bıçakladı, ardından kendi boynunu kesti. Yaralı iki öğrenci, öğretmen ve arkadaşlarının yardımıyla hastaneye kaldırılırken, durumu ağır olan Emir Taş hayatını kaybetmişti. Öte yandan uyuşturucu satıcılarıyla kavga eden 24 yaşındaki kız çocuğu M., satıcılar tarafından vurularak öldürülmüştü.

SUÇA KARIŞAN ÇOCUKLARIN İSTATİSTİK VERİLERİ

Güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı 2014 yılında, 2013 yılına göre yüzde 6,2 oranında artarak 290 bin 414 oldu. Çocukların yüzde 57,5’inin 15-17 yaş grubunda, yüzde 24,5’inin 12-14 yaş grubunda, yüzde 17,9’unun ise 11 yaş ve altı çocuklar olduğu görüldü. Güvenlik birimine gelen veya getirilen çocukların 2014 yılında yüzde 68,3’ü erkek, yüzde 31,7’si ise kız çocuğu oldu. 
Öte yandan sosyal kuruma teslim edilen çocuk oranı ise yüzde 3,1 oldu. Ancak geliş nedeni suça sürüklenme olarak değerlendirildiğinde; çocukların yüzde 80,8’i adli birimlere sevk edilirken yüzde 15,3’ü ailesine teslim edildi. Mağdur olarak gelen çocukların yüzde 87’si ailesine, yüzde 3,7’si sağlık kuruluşuna teslim edilirken yüzde 3,3’ü adli birimlere sevk edildi. Suça sürüklenme nedeni ile güvenlik birimlerine getirilen 117.486 çocuktan 45.211’ine yaralama suçu isnat edildi. Bu suçu 30.498 çocuk ile hırsızlık, 8.855 çocuk ile de uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak suçu izledi. Ayrıca 4.391 çocuk tehdit, 4.212 çocuk ise mala zarar verme suçu ile isnat edilerek güvenlik birimlerine getirildi.

En çok yaralama suçu işlendi

Güvenlik birimlerine getirilen 117 bin 486 çocuğa;
* 45 bin 211 yaralama
* 30 bin 498 hırsızlık
* 8 bin 855 uyuşturucu 
* 4 bin 391 tehdit
* 4 bin 212 mala zarar verme suçları isnat edildi.

KAN DONDURAN HADİSELER!

* Bursa’nın Osmangazi ilçesindeki bir lisenin öğrencisi, aynı sınıftaki kız arkadaşını silahla öldürüp intihar girişiminde bulundu.  
* İstanbul Küçükçekmece’de göl kenarında dolaşırken 3 gencin kendisinden sigara istediği 17 yaşındaki M.P., olumsuz yanıt vermesi üzerine kalbinden bıçaklanarak öldürüldü. 
* Geçtiğimiz aylarda da Rize’de 16 yaşındaki bir lise öğrencisi, sınıfta bir anda cebinden çıkardığı bıçakla ön sırada oturan arkadaşını boynundan bıçaklarken, ardından kendi boynunu kesmişti. Olay sonrasında saldırıya uğrayan öğrenci hayatını kaybetmişti.”
Bu konu ile ilgili sonuç
Yapılması gereken iş, ana sınıfı hariç okul hayatının en az ilk üç yılında öğrencilere ağırlıklı olarak resim, müzik, beden eğitimi, el maharetlerine ilişkin derslere sürenin yarısından fazlasını ayırmaktır.[2]
Bu olumsuzluklar bütünüyle çocukların psikolojini bozduğu gibi, ahlâkî değerlerini, inançlarını, sosyal münasebetlerini de bozmaktadır. Adeta geleceğin suç makineleri yetiştirilmektedir.
Bu gibi olumsuzlukların giderilmesi güçlü sosyal felsefeye dayalı aile ve okul eğitiminin gerçekleşmesiyle mümkün olabilir.
Eğitimden kasıt da esasen budur. Okulda yapılan kısmî eğitim ve ağırlıklı olarak öğretim, aile ortamında kazanılan değer duygu ve yargılarını, dil gibi becerilerini geliştiremedikçe çok da etkili olamaz.
Geleneksel eğitimin yanlışları da vardır. Çocuklara fazla konuşma, soru sorma fırsatı verilmez. Sadece büyüklerin sorularına cevap vermesi istenir. Bu nedenle çocuklar, büyükler karşısında konuşmakta zorlanır.
Not: Bu satırları yazdıktan bir süre sonra bugün (2 Mayıs 2017) itibarıyla açıklanan bir raporda ülkemizde çocukların %15”nin psikolojisinin bozuk olduğu televizyonlarda açıklandı.



[1] Siyah yazılar programdan aynen alınmıştır.
[2] Bu konular üzerinde kitabın son bölümünde örneklerle ayrıntılı açıklamalar yapılacaktır. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5 A.PEDAGOJİNİN ANLAMI, UYGULAMALARI VE TARİHÎ GELİŞİMİ Pedagoji teriminin kaynağı TDK sözlüğünde ve bazı tanımlarda pedagoji terimi,  ilm-i terbiye ve eğtimbilim olarak tanımlanmaktadır. R. Arkın 1952)”a göre eğitimbilim (pedagoji) dar anlamda eğitim ve öğretim bilimi, geniş anlama eğitim ve öğretimle ilgili bütün olayların ve cereyanların eğitim vasıtalarının ve teşkilatının araçlı veya araçsız eğitsel ölçülerin bilimi demektir.” Yazar, bu tanımı yeterli bulmayarak, “… çünkü eğitsel (didaktiğe, metot meselelerine ait) kaide ve hükümler her şeyden önce pedagojinin pratik cephesine taalluk eder. Onun için eğitim bilimi, şu şekilde tarif etmek de mümkündür: Eğitim sistemlerini inceleyen ve çocukların bedensel zihnî ve ahlakî terbiyeleri için fizyoloji, psikoloji ve toplumbilim –sosyoloji- gibi bilimlerin görüşlerinden faydalanarak yollar araştıran ve metotlar bulmaya çalışan bilim.” Pedagoji teriminin manasını açıklayabilmek ve anlatabilmek için başlangıç tarihine kısaca ...
MEDENİYET VE PEDAGOJİ TARİHİNE GİRİŞ Medeniyet mi pedagojiyi, pedagoji mi medeniyeti yaratmıştır? münazarasının kazananı ve kaybedeni ancak bu kitap bütünüyle okunduğunda okuyucu tarafından takdir edilecektir. Pedagoji tarihi, esas itibarı ile medeniyet tarihidir. Zira medeniyete ilişkin bütün yaşama standartlarını icat eden, keşfeden ve geliştiren insanlar daha en başında doğayı, olayları, kendini ve diğer insanları doğru okuyan ve yazan insanlardır. Hatta tesadüfleri bile değerlendirebilmek ve bundan sonuç çıkarmak, elde ettiği sonuçları geliştirmek de insana mahsus bir yetenektir. Allah, kâinatı her ne yolla yarattı ise de Dünya”yı bir taş, toprak ve kaya yığını hâlinde yarattığı muhakkaktır. Bu taş ve kaya yığınını güzelleştirmek, düzgünleştirmek ve yaşanabilir hâle getirmek için de güneş, hava ve su gibi en elzem unsurları yarattıktan sonra bitkileri, hayvanları ve en sonunda da insanı yaratmış olmalıdır.  Bitkiler ve hayvanlar içinde yaşadıkları doğal şartlara az-ço...
7 A. TARİH ÖNCESİNDE YAŞAYAN İNSANLARIN MEDENİYETE KATKILARI Tarih öncesi çağ, arkeolojik kaynaklara göre M.Ö. 50-60 bin yıllarından başlayıp yazının icadı olan 4000 yılına kadar devam bir zaman dilimidir. İnsanlık tarihinin yaşadığı en ilkel ve fakat en uzun dönemidir. Bu dönemde ateş, tekerlek, kesici ve delici aletler olmak üzere birçok alet yapılmıştır. Medeniyet tarih öncesinde kurulmaya, bilhassa Sümerlerin yazıyı icadıyla gelişmeye ve genişlemeye başlamış ve bu gelişme ve genişleme günümüze kadar devam etmiş, ileriki zamanlarda da devam edecektir. Acaba, bugünün insanlarının uzaya çıkabilme seviyesine ulaştığı bilim ve teknolojilerin medeniyete katkısı mı daha önemli yoksa ayağına ilk defa ayakkabıyı giyen; ateşi ve yazıyı bulan ve bunun devamında adım adım ilerleyerek yapılan icat ve keşifler mi daha önemlidir? Öncelikle bu sorunun cevabını bulabilmek için başlangıcından itibaren günümüze kadar ulaşan kültür başlığı altında toplayabileceğimiz icat ve keşifleri bilmekte...